15
Tem

Tunceli'de Pülümür Çayı üzerinde bulunan erkek cesedinin 16 Haziran'da teröristler tarafından kaçırılan Gümüşhaneli hemşehrimiz öğretmen Necmettin Yılmaz'a (23) ait olduğu ortaya çıktı.Önceki gün Tunceli-Pülümür karayolunun 25.kilometresinde bulunan Pülümür Çayı üzerinde bulunan ceset Malatya Adli Tıp Kurumuna sevk edilmiş, öğretmenimiz Necmettin Yılmaz'ın babası ve abisi de buraya giderek tahlil vermişti.Yapılan DNA testleri sonucunda uzun süre suda kalması nedeniyle tanınamaz haldeki cesedin öğretmenimize ait olduğu ortaya çıktı.Yılmaz’ın cenazesini almak için aile bireylerinin bölgeye gittiği öğrenildi.


(Alıntı:Ali Rıza Güder)

Yüreklerimiz aldığımız bir şehit haberiyle daha dağlandı. PKK tarafından aracı kurşunlanıp, kaçırılan öğretmenimiz Necmettin Yılmaz'ın ölümü yazık ki teyit edilmiştir. Bu elim olay, bu katillere bazı soruların sorulmasını gerektirmiştir. İsterizki sorularımızı herkes ve her yer duysun. Ne istiyorsunuz? Ne istediniz? Bu daha hayatının başında annesiyle babasıyla yaşayacak ömrü olan öğretmenden ne istediniz? Bir gün belki sevdiği ve çocuklarıyla yaşayacak ömrü olan bu gencecik insandan ne istediniz? Bu coğrafyada sadece gencecik bir öğretmeni değil, insanlığı, vicdanı, haysiyeti, onuru da katlettiniz. Ne istiyorsunuz? Bizden ne istiyorsunuz? 40 yıldır bu topraklardan ne istiyorsunuz? Atalarımız, annelerimiz huzur görmeden öldüler. Bu dağlardan, bu ormanlardan, ovalardan bu yaşamdan ne istiyorsunuz? Gencecik bir insanı öldürüp suya atmak neyin nesidir? Sizin ölüye de mi saygınız yoktur? Ölmüş bir insanın son bir kez annesiyle, babasıyla buluşmasına da mı saygınız yoktur? Anne baba çocuğunun cenazesini almasın mı? Bu zavallı öğretmene bir cenazeyi de mi çok gördünüz? Bir avuç toprağı da mı çok gördünüz? Edemediniz mi bir yolun kenarına bırakıp birinin almasını edemediniz mi? Gencecik bir insanı suya atmak neyin nesidir?Munzur dağlarının pürüpak suyunu bu cinayetle kirletmeye utanmadınız mı? Adlarını kendinize mal ettiğiniz bu dağların zirvesine kurulmuş ağalar divanının gölgesi, onların ızdırap dolu bakışları da mı sizi utandırmıyor? Bu neyin davasıdır? Ne uğruna öldürüyorsunuz? Bu kör şiddetin terörün sebebi nedir? Ne istiyorsunuz? Artık Yeter!! Artık bir dönüm noktasındayız. Martin LutherKing'in 'Suskunluk İhanettir' sözünün geçerli olduğu zamandayız. Bu şehre çağrıda bulunuyorum. Susmayın, haykırın. Huzur Dağının karları cesaret ve vicdan güneşi'nin ışıklarıyla eriyecektir."(Alıntı:Ali Rıza Güder)

                                                                                                                                       

                                                                                                      

Kopardı zalimler gülü dalından,
Cennetler mekânın can öğretmenim.
Melekler tutacak elbet salından,
Karanlık geceye tan öğretmenim.

 

Tunceli Valiliği bahçesinde 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü etkinliklerinde Ali Rıza Güder'in Gümüşhaneli Şehit Öğretmenimiz Necmettin Yılmaz hakkındaki duygu yüklü konuşması damga vurdu. Başkan özetle  yüreğindeki insanlığı haykırdı. Ama kandan ve kaostan beslenen bu kan içici bebek katilleri bugün başkanında deyimiyle insanlığı da öldürdüler. Yüreğine sağlık başkan tüm Gümüşhane’nin adeta hissiyatına tercüman oldunuz. Biz bu güzel coğrafyada farklılıklarımızla biriz ve güzeliz.  

Evet, Şehit Öğretmenimiz Necmettin Yılmaz. Her Gümüşhaneli gibi yokluk içinde okudu ve güzellik adına kurdu hayallerini. Ve çok sevdiği öğretmenlik mesleğini alır almaz tutmuştu Şanlıurfa Siverek İlçesi Çifçibaşı Köyü’nün yolunu.

Pırıl pırıl bir genç kardeşimizdi o. Heybesinde vatan ve memleket sevdası idi tek hazinesi. Ve karanlıkları aydınlığa çıkarma aşkıyla koşa koşa gitmişti ışığın doğduğu yerlere.

1994 yılında aynı sevdayla Kars Kağızman’a öğretmen olarak gittiğim o yılda biricik oğlum Ahmet’im gibi o da aynı yıl gözlerini açıvermişti dünyaya. Ve o yıl bu kutsal göreve giden İsmail Öğretmenin ardından tam 23 yıl sonra o da gidivermişti bu kutlu nöbete. Biliyordu ki biz öğretmenler gitmese idik bu bölge çocuklarına birileri gidecekti. Ve o gidenler bizlerden koparacaktı o taze gonca gülleri, kardelenleri, ciğerparelerimizi… 

Şahadet nişanı kana yazılmış,
Bu acı haberin cana yazılmış.
Menzilden öteye yana yazılmış,
Besbelli vuslata an öğretmenim.

Gümüşhane Torullu bıyıkları yeni terlemiş yakışıklı yavrum, kardeşim, meslektaşım. Necmettin (Yılmaz) öğretmenim. 94 ve 97 yılları arasında Kağızman Aydınkavak Köyü’nde terörün en çirkin gölgesi altında kardeşliği ve bu aziz vatanda birlik beraberliği anlatan bize nasip olmayan şahadet sana nasip oldu. Rabbim seni Efendimiz’e (SAV) komşu eylesin. Sen cehalete karşı bir siper oldun. Sen şanlı Türkiye çatısı altında şanlı bayrağımızın serin gölgesinde Türk-Kürt, Alevi-Sünni kardeşliğinin tohumlarını ektin. Ardında pırıl pırıl bir nesil bıraktın merak etme. Ve gül yüzünle gülerek yürüdün öteler âlemine.

Sonudur küffarın böyle biline,
Kervanlar varacak sevda iline.
Kuran’dan teselli dolsun diline,
Bıraktığın eser şan öğretmenim.

Evet, iç ve dış hainler durmuyor besbelli. Aynı çatı altında kardeşçe yaşamak birilerinin işine gelmiyor olsa gerek. Bitmiyor bu aziz memleketin üzerindeki entrikalar, oyunlar. Bitmiyor zalimlerin kırk yamalı bohçalı oyunları. O birileri kirli maşaları içimize kadar uzattılar ki gördük 15 Temmuz’da. Ama onlarda gördüler ki bu aziz vatan içinde nice kahramanlar vardı topa, tanka, uçağa kafa tutan. Sende o yiğitlerinden biriydin değerli kardeşim, öğretmenim, canım, yavrum.

Yazılmış alnına böyleymiş kader,
İmandır insanı hem insan eder.
Görülmedi acı böylesi keder,
Zemzemi içerek kan öğretmenim.

Tunceli Pülümür Çayı’ndan Gümüşhane Harşit Çayı’na ulaştı şahadet haberin. Şahadetin kutlu olsun öğretmenim. Sen önden gidenlerdensin. Önden gidenler yol açıyorlar ışığa, umutlara, daha huzurlu yarınlara. Ve bu kör karanlıklar aydınlanacak sizlerin nuruyla. Geceler sabaha gebe şüphesiz.  

Ve iç ve dış hainler sizlerin nuru karşısında yerle yeksan olacaklar, tükenecekler nihayet. Bu güzel ülke üzerinde hesap yapamayacak hainler, zalimler. Ve senin ardından sevenlerinin kanlı gözyaşlarında boğulacaklar Rabbim’in inayetiyle. Ve o zalimler bilecek ve öğrenecekler ki;

“Kıblesi, vatanı, bayrağı, Allah’ı ve peygamberi bir olanlara hiçbir kurşun tesir etmeyecektir.”  

Hüzün taşır kuşlar doğduğun yere,
Heybende çiçekler olmadı çare.
Memleket aşkına belki kaç kere,
İbrahim misali yan öğretmenim.

Ve bizler gagasında İbrahim narına su taşıyan serçeler misali yüreklerimiz adeta yangın yeri. Senin ahın yerde kalmayacak besbelli. Bıraktığın sağlam yürekler yıllar sonra intikamını alacaklar senin. Zalim dört bir yandan kırk türlü oyunlar oynasa da üzerimizde; çağlar açıp çağlar kapatan şanlı tarihimizden alarak ilhamı yıkacağız tüm putları. Ve imanla, ihlâsla ve ahlaki değerlerimizle yeşerteceğiz umutları.

Şahadetin kutlu olsun öğretmenim…   

Muştusu verilir Cennet’ten yana,
Ab-ı Kevser gibi iç kana, kana.
Ötede tesellin can gelir cana,
En ulvi destansın sen öğretmenim.

İsmail HAYAL